0216 576 90 50

xoxothemag röportajim
xoxothemag röportajim

Marsel İlhan

Kariyer, motivasyonlar, hedefler ve zaman.

Zamanının çoğunu hareket halinde, turnuvadan turnuvaya koşarak geçiren Marsel İlhan, birçok genç ve profesyonel tenisçinin hayalini kurduğu başarıya 22 yaşında ulaştı. IWC Icons’un bu ayki konuğu, ATP Dünya sıralamasında ilk 100’e girmiş Marsel ile kariyerini, motivasyonlarını, hedeflerini ve zamanı konuştuk.

Fotoğraflar: Gökhan Polat

Marsel İlhan, IWC Big Pilot’s Watch Perpetual Calendar Top Gun Boutique Edition 

takıyor.

Maç sırasında saate bakar mısın? Ne kadar zamanın geçtiğini nasıl kestiriyorsun? Ya günlük hayatında?

Maç sırasında hiç saate bakmıyorum. Ne kadar zamanın geçtiğini ancak maçtan çıkarken görüyorum. İki, üç saat bir anda gidiveriyor. Günlük hayatımda da aynı şey geçerli. Devamlı seyahat ettiğim için midir bilmiyorum ama haftalar sanki uçuveriyor. 

Marsel, profesyonel bir tenisçinin hayatı nasıl geçer?

Uçakta, otelde, sürekli yurtdışında, çoğunlukla evden uzakta ama eğlenceli bir şekilde geçiyor. Sonuçta her zaman bir yarış içerisindesin ve kazanma ve kaybetme heyecanının verdiği adrenalinin etkisi altındasın. Tabii ancak profesyonel olduğunda bu heyecanı yaşayabilirsin, parayla satın alınamayacak bir his bu. 

Tenise Türkiye’de devam etmeye nasıl karar verdin?

Semerkant’ta yaşarken, ailemin yönlendirmesiyle altı yaşında tenise başladım. O zamandan beri hayalim tenisçi olmaktı. 17 yaşında Türkiye’ye turnuvaya geldim ve sonra Taçspor’la antrenman yapmaya başladım. Onlar benim burada kalmamı çok istediler. Kulüp ve Federasyon da beni destekleyince tenise burada devam etmeye karar verdim. 

Senede kaç turnuvaya gidiyorsun? 

Aşağı yukarı 30. Teniste her hafta bir turnuva var. Beş, altı hafta Türkiye’de oynuyorsun, onun dışında 300 gün yurtdışında, Avrupa’da, Asya’dasın. 

Korta çıktığında nasıl bir ruh hali içerisinde oluyorsun? 

Genelde stresli oluyorum. Her ne kadar bu stresi yaşamak normal olsa da ve sana sadece kendine odaklanma fırsatı verse de, bu stresi yenmeye çalıştım, farklı çalışmalar yaptım, ama başarılı olamadım. 

Profesyonel tenis kondisyon, konsantrasyon, koordinasyon, çeviklik ve güç gibi birçok yönden beceri gerektiren aslında çok zorlayıcı bir meslek. Mağlup olduğunda neler oluyor?

Küçük yaştan itibaren tüm bu becerileri geliştirmek durumundasın. Teniste her hafta yeni bir hafta, bir noktadan sonra kendini otomatiğe bağlaman gerekiyor. Bu yüzden galibiyet bile ertesi gün unutulabiliyor. Kaybettiğinde üzülüyorsun tabii ama zamanın ilaç olduğunu bildiğinde birkaç gün sana yetiyor.

Yeri geldiğinde arkadaşlarınla kortta kıyasıya kapışman gerekiyor. Bu durumu nasıl idare ediyorsun?

Kortta ve profesyonel sporda bence arkadaşlık diye bir şey yok. Sonuçta bu bir iş ve bir takım sporu değil, ortada bir takım ruhu yok. Tenis ferdi bir spor, her şeyi kendin için yapıyorsun ve korta çıktığında yine tek başına kazanmak istiyorsun. 

Tenis maçlarının ne kadar süreceği belli değil, zaman kısıtlaması yok, ucu açık. Karşındaki oyuncuyu nasıl tartıyorsun? 

Artık yabancı rakip diye bir şey kalmadı, herkes herkesi tanıyor. Maçtan önce maçın en az dört, hatta beş saat süreceğini düşünerek hazırlığını yapmak gerekiyor. Hazırlığını hiçbir zaman maçın yarım saat sürüp rakibini yeneceğine göre yapamazsın. Ben her zaman zor ve uzun bir maça çıkacağımı düşünerek hareket ederim. Fransa Açık’ta mücadele ettiğim dört buçuk saatlik bir karşılaşmadan sonra neden böyle yaptığımı daha iyi anladım.

Eylül 2010’da ATP dünya sıralamasında ilk 100’e giren ilk Türk sporcu, Türk tenisinin ilk ikonu oldun. Önce 77. sıraya yükseldin, şu an 97. sıradasın. Bu sıralamanın profesyonel kariyerine ve genel hayatına nasıl bir etkisi var?

Ben hedeflerimi hep yavaş yavaş yükselttim, kendime büyük hedefler koymadım. Hedefim ilk 700’e girmekti.  Sonra ilk 500, 300, 200, 150, 100 diye basamak basamak ilerledim. 20-22 yaşlarım arasında 1350’den 320’nci sıraya ilerledim, benim için büyük bir sıçrama oldu. Üç sene içinde ilk 100’e girdim. Sonra biraz geriledim ve 25-26 yaşında 200 numara oldum. Uzun lafın kısası, aşağı yukarı iki senede bir hedeflerime ulaşıyorum.

Türk tenis tarihine girmek senin hayatında nasıl bir fark yarattı?

2009 benim için bir dönüm noktasıydı. O andan itibaren hedeflerim yükseldi, kendime daha çok güvenmeye başladım. Daha çok şey yapabileceğime inandım. Kariyerim, bir yandan sponsorların ve federasyonun desteği, bir yandan da Türkiye’de tenise karşı basın ve medyanın bakışı değişti. Türkiye’de bir tenis devrimi yaptık. 

Kariyerinde asla unutamayacağın karşılaşma hangisi?

Amerika Açık, 2009. İlk Grand Slam maçım. Karşımda Belçikalı Christophe Rochus vardı. Ve kazandım. 

2016’da kariyer hedefin ne? 

Şu anda ilk 50’yi hedefliyorum. Bu sene ya da 2017’de hedefime ulaşacağıma inanıyorum. 

Kolunda taşıdığın IWC sana kendini nasıl hissettiriyor?

Keyifli ve çok rahat hissediyorum. Eskiden saatlerle pek ilgilenmiyordum, ama son birkaç yılda saatlere karşı olan fikrim tamamen değişti. 

Tags: marsel ilhan icons iwc interview

Yazar: Arzu Sak
Kaynak: http://www.xoxothemag.net/post/8249/marsel-ilhan
 

Kategoriler

Önemli Linkler

Ziyaretcilerim

546557   Kişi ziyaret etti.